İnsancıl Projeler


Karnım tok keyfim yerinde, tebrikler çok iyi düşünülmüş bir proje ,

Zeki Insanların En Belirgin Sekiz Özelligi



1) Zeki insanlar naziktirler ve nezaket kurallarına uyarlar. İnsancıl yönleri fazladır ve karşılarındakine değer verirler. Hangi zeki insanı araştırırsanız araştırın, nazik olduğunu görürsünüz.

2) Zeki insanların duyguları çok yoğundur. Mantıksal gelişim aynı zamanda duygusal gelişimi de etkileyecektir. Bu duruma göre çocuk kalmayı başarmış insanlar daha zekidir gibi bir sonuca ulaşabiliriz, çünkü çocuklar duygularını çok yoğun yaşarlar.

3) Özelliklerinden bir tanesi çok büyük fiziksel enerjiye sahip olmalarıdır. Bu doğuştan gelen bir enerji modellemesi olmayıp, tamamen kendini adapte ettiği konuyu tamamlamak için saatlerce çalışması gerektiği bilincine sahip olmasıdır. Bunun sonucu olarakta irade ve kalp koordineli bir şekilde enerjiyi temin için çalışırlar.

4) Üstün zekalı insanların diğer bir özelliği ise hem zeki görünüşlü olmaları ve hem de doğal görünmeleridir. Hem zekalarını belli ederler ve hem de çocukça bir yapıyla hareket ederler. Bu nedenden dolayı da sorgulanırlar; bu kişi gerçekten zeki mi?

5) Zeki kişiler hem disiplinle ve hem de oyun oynar tarzda işlerine eğilirler. Yaptıkları işi büyük bir ciddiyetle yaparlar, ancak oyun havası da vererek yaptıkları işten büyük bir zevk alırlar.

6) Zeki kimseler hem gerçek dünya ile bağlarını koparmazlar ve hem de hayal dünyası içinde yaşarlar. Ürettikleri şeyler gerçek dünyada kullanılacaktır, ancak olmayan şeyleri üretmek zorundadırlar. Normal insanlara göre üstün zekalı insanların düşünceleri fantastiktir, ancak bilimsel çalışmalar fantastik hayaller sonucu ortaya çıkmaktadır.

7) Üstün zekalı insanlar son derece inatçı yapılı kimselerdir. Başarısızlıkta asla yılmazlar ve asla pes etmezler.

Üstün zekalı insanlar lider ruhlu insanlardır. Genellikle her konuda söyleyecekleri şeyler olduğu için her türlü insana hitap edebilirler. Sevecen ve babacan bir tavırları vardır. Genellikle öğrenciliklerinden itibaren lider ruhlu özellikleri belirginleşir.


Ahlakın Güzelliği

Kocadere köyünde büyük bir sargı yeri kuruluyor. Kimi Urfalı, kimi Bosnalı, kimi Adıyamanlı, kimi Gürünlü, kimi Halepli çok sayıda yaralı getiriliyor…
Bunlardan biri Lapseki’in Beybaş Köyü’dendir ve yarası oldukça ağırdır. Zor nefes alıp vermektedir. Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır. Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarından.
- Ölme ihtimalim çok fazla… Ben bir pusula yazdım…Arkadaşıma ulaştırın… Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur:
- Ben… Ben köylüm Lapsekili İbrahim onbaşından 1 Mecit borç aldıydım… Kendisini göremedim. Belki ölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin.
- Sen merak etme evladım, der komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnını eliyle okşar. Ve az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözüde:

- Söyleyin hakkını helal etsin, olur…
Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getirilir. Bunlardan çoğu daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşer. Şehitlerin üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılır. İşte yine bir künye ve yine bir pusula. Komutan göz yaşlarını silmeye daha fırsat bulamamıştır. Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere yığılır kalır. Ellerini yüzüne kapatır, ne titremesine nede göz yaşlarına engel olamaz:
- Ben Beybaş Köyü’nden arkadaşım Halil’e 1 Mecit borç verdiydim. Kendisi beni göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşıma söyleyin ben hakkımı helal ettim.

1 mecitin hakkıyla ölmek istemeyen hemde şehit olan insanlardan faizlerin içinde yoğrulan bir nesil çıktı ... Yazık!

OSMANLININ DÜRÜSTLÜĞÜ


Osmanlı zamanında, kendileriyle anlaşmalı Hollandalı tüccarlar İstanbul’a gemilerle gelir ve ticaret malı alabilmek için bazen haftalarca sıra beklerlerdi.

İşte bu tüccarlardan birisi bir gün Osmanlı tüccarına kumaş satın almak için gelir.. Osmanlı tüccarı da bütün kumaş toplarını birer birer Hollandalı'ya göstererek hepsini kendisine teslim eder.. Fakat bir kaç top kumaş vardır ki kenarda beklemektedir..

Bunun üzerine Hollandalı tüccar sorar: "Şu kenardaki kumaşları neden vermiyorsun..?"
Osmanlı tüccarı cevap verir: "Onlar defolu ürün..."
Hollandalı tüccar devam eder: "Önemli değil, uzun yoldan geldim, kumaşa ihtiyacım var. Ben o defolu kumaşı da sağlam kumaş fiyatına almaya razıyım."

Osmanlı tüccarı yine de vermek istemez. Fakat Hollandalı tüccar ısrar etmeye devam eder.. Bunun üzerine Osmanlı tüccarı şöyle der: “Ben malımın kusurlu olduğunu size söyledim ve siz de öğrendiniz. Fakat siz bunları kendi ülkenizde satarken alıcılarınız benim size bunları söylediğimi bilmeyecekler. Böylece sizin müşterilerinize ben kusurlu mal satmış gibi olacağım. Neticede Osmanlı'nın şeref ve haysiyeti rencide olacak ve bizi hilekar sanacaklar. Bu yüzden kusurlu mallarımı size satamam!"

Hollandalı bu yaşadıklarını diğer tüccarlara hayretler içinde anlatır. Bu söz dilden dile dolaşarak Osmanlı’nın dürüstlüğü Hollanda'da destanlaşır.

OSMANLI DEMEK !! OSMAN GAZİ DEMEKTİR.!! ŞEY EDEBALİ DEMEKTİR !! ERTUĞRUL GAZİ DEMEKTİR !! FATİH,KANUNİ,YAVUZ DEMEKTİR..!! HEPSİNİN ORTAK ÖZELLİĞİ ADALET VE VİCDANDIR.. !!!



Sevgi Ve Saygılarımızla...






Allahım ölenlerden rahmetini kalanlardan yardımını esirgeme,


Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır.
Friedrich Nietzsche

Hayatının bir döneminde bir yol ayrımına geliyorsun. 
Bazıları daha şanslı ki yol ayrımını görebiliyor, bazıları yol ayrımının yanından geçip gidiyor. 
Yol ayrımının yanından geçip gittiğinin farkına varmak mı kötü, yoksa hiç farkına varmadan başrol sırasının sana geleceğini ümit etmek mi? Galiba ümit etmek… 


Rabbim Ailelerine Sabır Versin...


Sözlerin boğazda düğümlendiği; duadan başka yapacak bir şeyin olmadığı, çaresizliğin doruğunda bir gün daha...
Şuan itibariyle 238 "hayat" !



YÜREĞİMİZ SOMA'DA... BAŞIMIZ SAĞOLSUN


Bazılarımız için eve ekmek götürmek ölümle dans demek. Soma'da yaşanan facia ne ilk ne de son. Yine açıklamalar gelecek, yine başsağlığı mesajları yayımlanacak. Sonuçta yitip giden işçiler ve babasız kalan işçi çocukları olacak. Ölüm ocakları kapatılmadıkça ya da en azından standartlar sağlanmadıkça olan yine ekmeğinin peşinde ölümle dans etmek zorunda kalanlara olacak. Birileri daha fazla kar etsin diye ihalallere göz yumulmasına son vermek kaç can ediyor?

"Alıntı"

Allahım ölenlerden rahmetini kalanlardan yardımını esirgeme,
Amin

Gerçek Hayatta Asla Varolmayacak Mükemmel Aşklar



Bazı filmler vardır izlerken; ah keşke orada ben de olsaydım, o ev benim olsaydı, bu hikayedeki kız ben olaydım ya da böyle bir sevgilim olmadı gitti diye iç geçirtirler. Yine böyle iç geçirten ama gerçek hayatta varolamayacak kadar mükemmel işlenmiş karakterler...

Titanic’de Leonardo DiCaprio’nun canlandırdığı Jack karakteri şiir gibi ve fakat yok böyle bir insan, hiç boşuna üzülmeyin! Okyanusun ortasında sırf siz yaşayın diye kendini sulara bırakıp, (üstelik kendisi de hala tutunabilecek bir şeyler bulabilecekken, bulmayıp) aşkı için ölen bir aşık.



Dekorasyonda Ana Renk Beyaz


Dar alanlarda, küçük evlerde dekorasyınun önemi daha bir ortaya çıkıyor. Renkler, eşya seçimi, detaylar evin kullanımını çok etkiliyor. Küçük evler için dekorasyon önerileri bu anlamda önemli.



Renklerden korkmamak lazım. Evime bazen bakıyorum da, her ne kadar böyle düşünsem de istediğim kadar canlı renk yok. Aslında en güzeli, sade eve temiz zemin üzerine yer yer atılmış renkli materyaller sanırım. Böylece renge saygı göstermiş oluyoruz, onu yeri geldikçe vurgulamış oluyoruz. Bana öyle geliyor. Demek istediğim şey fotoğraflarla anlatılmış aslında.


Dekorasyonda değişik ve esprili öğeler kullanmak bence hayatı güzelleştirir. Bir evi özelleştirmek, hayatı zenginleştirmek demektir.



'Şimdi burada, bu anda olmak'

Kendini kötü hissettiğin zaman bak bakalım hangi zamandasın? Ya geçmişte ya da gelecektesindir. Çünkü şimdi bu anda hiçbir sorun yoktur. Geçmişi bir endişe ve pişmanlık kaynağı olmaktan çıkart. “Keşke şöyle yapsaydım” yerine “bir daha şöyle yapacağım” de.

Geleceğe gelince de, yarının sorunlarını bugün elinde olan imkanlarla çözemezsin. Çözümler sorunla birlikte yarın karşına gelecektir. Çocuk doğunca, içeceği süt de annenin memesinden gelir. Sıkıntıda isen, bak hangi zamandasın. Şimdi bu ana gel, sorun kalmaz.


♥♥İyi bir hafta dilerim...


Öfkelenince neden bağırırız?


Hintli bir bilge öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş. Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince bilge “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?” diye tekrar sormuş.

Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”

“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”

Daha sonra bilge öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.”


♥♥♥♥♥



'Teşekkürler babacığım'


Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki çocuğunu kapının önünde beklerken buldu. Çocuk babasına, 'Baba bir saatte ne kadar para kazanıyorsun' diye sordu...  

Zaten yorgun gelen adam, 'Bu senin işin değil' diye cevap verdi. Bunun üzerine çocuk 'Babacığım lütfen, bilmek istiyorum' diye üsteledi.
Adam 'İllâ bilmek istiyorsan bir saatte 20 lira kazanıyorum' diye cevap verdi..  
Bunun üzerine çocuk 'Peki bana 10 lira borç verir misin' diye sordu. Adam iyice sinirlenip, 'Benim senin saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi, derhal odana git ve kapını kapat' dedi.   Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı.

Adam sinirli  sinirli; 'Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder.' diye düşündü.   Aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşündü, 'Belki de gerçekten lazımdı' Yukarı çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı. Yatağında olan çocuğa, 'Uyuyor musun' diye sordu. Çocuk 'Hayır' diye cevap verdi...

 'Al bakalım, istediğin 10 lira. Sana az önce sert davrandığım için üzgünüm. Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim' dedi... Çocuk sevinçle haykırdı, 'Teşekkürler babacığım'   Hemen yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkardı.  Adamın suratına baktı ve yavaşça paraları saydı. Bunu gören adam iyice sinirlenerek, 'Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun?. Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok" diye kızdı.

 Çocuk 'Param vardı ama yeterince yoktu' dedi ve yüzünde mahcup bir gülücükle paraları babasına uzattı; 'İşte 20 lira, şimdi bir saatini alabilir miyim baba'

Bir insanın Bir İnsana Verebileceği en güzel hediye Ona ayıracağı zamandır...

Bunu Mutlaka Okumalısın!.. { Eğer Hasta Olmak İstemiyorsan }


Eğer hasta olmak istemiyorsan…

Duygularını anlat…

Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular gastrit, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar. Zamanla, duyguların bastırılması kansere dönüşür. Öyleyse, sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız! Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel birer terapidir!


Eğer hasta olmak istemiyorsan…

Karar vermelisin…

Kararsız kişi güvensiz, endişe ve ıstırap içinde olur. Kararsızlık, sorunları, endişeleri ve çatışmaları çoğaltır. İnsanlık tarihi kararlardan oluşur. Karar vermek, diğerlerinin kazanması için vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir. Kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanıdırlar.


Eğer hasta olmak istemiyorsan…

Olduğundan Farklı Yaşama...

Gerçeği saklayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir. Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir. Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü bir şey yoktur. Kaderleri ilaç, hastane ve acıdır.


Eğer hasta olmak istemiyorsan…

Kabullen…

Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır. Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar. Eleştirileri kabullen. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.



Eğer hasta olmak istemiyorsan…  

Çözümler bul… 

Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler. Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı. 
Arı ufacıktır fakat var olan en tatlı şeylerden birisini üretir. Biz ne düşünüyorsak oyuz. Olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.


Eğer hasta olmak istemiyorsan…  

Güven…

Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz, açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez. Güven olmadan, bir ilişki de olamaz. Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır.


Eğer hasta olmak istemiyorsan…  

Hayatı Üzgün Yaşama…

Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir. Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştirir. “İyi mizah bizi doktorun elinden korur”. Mutluluk sağlık ve terapidir.



Hasan Bey...


Çanakkale’de 17. Alay Komutanı Yarbay Hasan Bey, askerleriyle birlikte ilerliyordu. Kilitbahir köyünün ortasındaki meydan çeşmesine kadar geldiler. Çeşmenin önündeki Hasan Bey'in dikkatini bir şey çekmişti.. Üzeri yara bere içerisinde ve tüyleri dökülmüş bir köpek su içmek için çeşmeye yanaşmaya çalışıyor, onun bu perişan durumunu görenler taş atarak köpeği çeşmeden kovuyorlardı. Hasan Bey bu duruma çok üzüldü, atından indi köpeğin üzerindeki yaralara aldırmadan onu kucağına aldı ve çeşmenin yanına götürdü. Hayvana su içirdi, yaralarını temizledi. Ardından karnını doyurdu ve köpeği alarak yoluna devam etti. O günden sonra köpeği yanından hiç ayırmadı Hasan Bey...
Adını da Canberk koymuştu. Canberk kısa zamanda tüm Mehmetçiklerin dostu olmuştu. Türk askerleriyle siperden sipere atlıyordu!Tüyleri yeniden çıkmış, yaraları ise bütünüyle iyileşmişti. Askerler soruyorlardı Hasan Bey’e: “Komutanım, bu köpeğe neden bu kadar ilgi gösteriyorsunuz?” Yanıt; “Yüce Allah’ın, kıyamette 'bu köpeğe neden merhamet etmedin?' demesinden korkuyorum!”  Can taşımanın ne olduğunu bilmeyen yoktur.
Yaşamak tatlıdır. Bu tat yalnızca insana özgü değildir, bilmenizi isterim...

Douglas Burton




Bugünün değerini anlamadan yarını bekleyen bu insanlar, dünün geçtiğini ve yarının belki de hiç gelmeyeceğini düşünemiyorlar.  

~Douglas Burton~

Trend: Siyah-Beyaz Dekorasyon


Siyah ve beyaz, uyumu ve modası hiçbir zaman ölmeyecek kombinasyonlardan biri. Siyah beyaz aksesuarlar da en az dekorasyonun kendisi kadar hoş ve önemli. Buyrunuz siyah-beyaz  ile tasarlamış dekorasyon görsellerimize..



Gezilesi Yerler "San Francisco"


San Francisco dünyanın en güzel üç şehrinden biri! Nasıl Frank Sinatra'nın ‘New York New York'u o şehrin sembolüyse Douglas Cross'un sözlerini yazdığı ‘I left my heart in San Francisco' (Kalbimi San Francisco'da bıraktım) şarkısı da ABD'nin bu en güzel şehriyle bütünleşmiş.
Adını Assisi'li Aziz Francis'ten alan şehrin tarihini 1850'lerdeki ‘Altına Hücum' dönemi belirlemiş. şu an dünyanın altıncı büyük ekonomisi olan California eyaletinde altının bulunmasıyla birlikte San Francisco'nun da kaderi değişmiş. Nüfus iki senede 900'den 50 bine çıkmış.
Her sene milyonlarca turist tüm görkemiyle insan hafızasına kazınan bu şehirde bırakıyor kalbini.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...